Yandı Eylül’ün kâğıda döküldüğü günler, şimdilerden farklı akıyordu. Tıpkı günü gelince bugünün de yarınlardan farklı bir metronomu olduğunu anlayacağımız gibi içindeyken adını koymak, farkını bellemek mümkün değildi, elbet. Yirmi yıl öncesinin yeryüzü de gökyüzü de pek çoğumuz için en azından hafif bir tebessümle anacağımız renkler barındırıyordu. Benim için her rengin bir tınısı, her hissin bir tadı olduğunu sezdiğim günden beri edebiyat ile müziğin kopmaz bağı örülüyor. Müziğin darbeli, şeddeli, şefkatli ama her daim kucaklayıcı gücüyle ilişkim, yol arkadaşlığını esirgemeyen güftelerin rehberliğiyle ilerledi.
Kendini iyi bir dinleyici gören biri olarak benim için sözcükler, ezgilerin daimî işbirlikçisi oldu. 2006 güzünde bestesini aramaya koyulan Yandı Eylül’ün ilk tınısı Obsesif’in tellerinde belirmişti. Sonrasında rüzgârlara meydan okuyan onlarca şarkı sözü, kendi biricik yolculuklarına çıktı. Mikrofona uzanmayı hiç göze alamadım; benden atonal sayılabilecek denli beceriksiz bir icracı olurdu. Ne var ki sözlerin kendi bestelerini taşıyarak doğduğuna inancım da dinmedi. Geçtiğimiz 20 yılda, kalemime değen istisnasız her şarkı sözü de bu inancımı tazeleyerek katıldı aramıza.
2015-2017 arasında sevgili İlgar Seyidov’un besteleriyle buluşan şarkılarımdan bazıları, o günün şartlarında profesyonel olarak aranje edilemedi. Benimse gönlüm, müzik defterinin tozlu sayfalarında kalmalarına razı gelmedi. Neredeyse yarısı İlgar’ın bestesi, diğerleri ise kendi tınısıyla doğmuş ve 20 yılın imbiğinden damıtılıp gelen; birkaçının sözleri İlgar’la ortak imza taşıyan 13 şarkı, Düşer Dilime seçkisi için süslenip püslendi. Albümdeki şarkıların tümü, üretken yapay zekâ teknikleriyle biçimlenen müzikal altyapısı ve vokal icrasıyla görücüye çıkıyor. Bir şaheser kaygısıyla değil; bestesini kucaklayan sözlerin uzun soluklu seyahate çıkma heyecanıyla vücut bulan Düşer Dilime albümünün dokusunda, konukseverliğinize layık birer tını olabileceğini umut ediyorum.
İçimizin takvimiyle dünyanınkinin iz düşümlerinin kesiştiği kısa anlarda, ceplerimizdeki renkleri, mutfağımıza mahsus tatları, ıslığımıza saklanmış ezgileri ortaya çıkarıyor; birbirine ulayabileceğimiz deneyimleri bağ ediyoruz. Şimdi, ceplerinden kesit sunan bir jonglörün müzik odasından selam veriyorum: Selam olsun!

